Komşu Ziyareti…

Posted on 20 Mayıs 2015 Blog

Gezmelere doyamayan bir kişi olarak yaz mevsimini en keyifli yaşayan şehirlerden birisi olan İzmir e yerleşmiş olmayı Allah’ın bir lütfu olarak görüyorum.Resmen tatil cennetinin içerisine düştüm:) Sakin ve huzurlu bir tatil istersen Foça ve Ayvalık, biraz hareket ve eğlence istersen Çeşme ve Kuşadasına doğru kır direksiyonu… Ufak bir yurt dışı kaçamağı yapıyım dersen de ister Ayvalık’tan Lesbos’a geç, ister Kuşadasın’dan Samos’a ,istersen de Çeşme’den Sakız Adasına.

Ben 19 Mayıs’ın resmi tatil olmasını fırsat bilip soluğu Çeşme Limanında aldım:) Bahar ayları diyetisyenlerin en yoğun çalıştığı dönem olduğu için biraz yorgun ve stresliydim. Dolayısıyla ben ve beş karış suratım feribota bindik ve yolculuk başladı. İlk akşamı sakin ve bol uyku ile geçirdikten sonra, uyanır uyanmaz denizi görmenin verdiği motivasyonla tatil moduna hızlı bir geçiş yaptım. Bu adaya ikinci kez gelişimde bir öncekinde yeterli zaman ayırmadığım, gidemediğim yerlere de gitmek istiyordum. Sakız a gidenler bilirler. Güneyindeki köylerde (Mesta, Pirgi ve Olimpi) kendinizi ortaçağ da hissediyorsunuz. Sanki geçmiş zamanda bir filmin içerisindesinde dolaşıyormuşsunuz gibi. Adanın güneyindeki köyleri gezerken mutlaka fotoğraf çekmelisiniz, tabi çok abartmayın ki yanınızdaki sıcaktan ve sıkıntıdan bayılmasın (okuyucu sana söylüyorum, Andaç sen anla:). Şaka bir yana böyle büyülü mekanlarda harika kadrajlar yakalamamak elde değil… Adanın güneyini böyle farklı kılan en önemli sebep sakızın sadece bu bölgede yetişmesi. Dolayısıyla geçmiş dönemde Hipokrat kadar sakızın faydalarını keşfeden korsanların da hedefi haline gelen bu bölgeyi korumak için şehrin içerisinde dar ve iç içe geçmiş sokaklar var. Köylere giderken ağaçların etrafına serpilen kireçleri gördüğümde ağaçların hastalıklı olduğunu düşünüp dehşete kapılsam da sonradan öğrendim ki sakız ağacının sakızı ortasından yarılarak akarmış ve toprağa bulaşmasın diye bu yöntemi geliştirmişler.

Mutlaka görmelisiniz diyeceğim ikinci yer volkanik patlama sonucunda oluşan Mavra Volia koyu. Bu koy, volkanik patlamanın sonucunda oluştuğu için siyah taşlarla kaplı ve denizin derinliği aniden artıyor. Volkanik falan deyince kulağa ürkütücü geldiğinin farkındayım ama korkmayın, berrak ve temiz bir koy… Bu koydan ayrılırken enerjisine inandığım volkanik taşlardan çantama attım. Yani, zamanında bizim olan toprakların bir parçasından 19 Mayıs anısına Türkiyeye geri getirdim:) Mavra Volia a giderken Emporios köyüne uğrayıp deniz kenarında soğuk birşeyler içmeden dönmeyin derim. Hııı bir de yol üzerinde fotoğraf merakı hevesiyle keşfettiğimiz ve denize girmek için koşarak gittiğimiz bir koy daha var: Elinda Beach.

Akşam yemeği için deniz ürünleri ve uzo için heyecanla gittiğiniz tavernada hayal kırıklığı yaşamayın diye şimdiden söylüyorum; buradaki ürünler, İzmir’in deniz ürünleri ve mezelerinin yanından bile geçemez. Bir de taverna deyince aklınıza tabak kıran Fedon Amcalar, sirtakiyle coşan insanlar gelmesin çünkü Yunancada taverna bizdeki meyhane-restoran arası bir yer. Ama Greek Salatanın hakkını yemeyelim, ben böyle lezzetli salata yemedim. Belli ki onların domates tohumları bizim gibi İsrailden gelmiyor :-(

Bir de bulmak için yoğun çaba sarfettiğimiz Olimpi Mağarası var. Mersin’deki Damlataş Mağrası gibi. Bilim adamlarına göre 200.000 yıllık bu mağrada sıcaklık yıl boyu 18 derece ve oksijen seviyesi %20 civarında. Tabi bu bilgileri rehberin olağanüstü ingilizcesini çözemediğim için internetten öğrendim. Mağranın derinliği de 75 metreymiş ama ben merdivenleri yukarı doğru tırmanırken yükseklik korkum bu sayıyı 5 ile çarpmış olacak ki son adımımı attığımda canımı kurtarmışım hissine kapılıp derin bir nefes aldım :-)

Buraya ikinci gelişimde yine siestanın azizliğine uğradım ve doya doya alışveriş yapamadım. Yani param cebimde ama hevesim kursağımda kaldı:))
Yunanistanı 4. Ziyaretimde iyice anladım ki burası Türkiye’nin çift yumurta ikizi gibi. Yemek kültüründen sokak kültürüne, giyim tarzından gürültüsüne, kuralsızlığından az birazcık tembelliklerine kadar aynı, bir tek ibadet ettikleri yerin ismi farklı. Yani insan kendine sormadan edemiyor: Yıllarca neyi paylaşamamışız ki sonradan ölen onca insanın acısını paylaşmak zorunda kalmışız diye :-(

Barış mesajını da verdiğime göre fazla uzatmadan yazımı sonlandırayım. Ben adaya her an gidebilecek olmamın verdiği rahatlıkla koştur koştur gezmedim. Kalan yerler bir sonraki ziyaretime ve yazıma renk katsın istedim. Kısacası hem gezdim hem dinlendim hem de eğlendim…